22 Mart, Dünya Su Gününde Kırklareli'nin Vize ilçesinde Ergene Havzası Çevre Düzeni Planı ile ilgili bir yerel toplantıya katıldık. Marmara Çevre Platformu (MARÇEP), Türkiye Çevre Platformu (TÜRÇEP) ve Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) Vize Şubesinin yerel yöneticiler ile işbirliği içinde düzenlediği bu toplantıda, başta Çakıllı belde halkı olmak üzere yerel halk ve yöneticilerle bir araya geldik. Toplantının asıl konusu Çakıllı beldesinde yapılması planlanan çimento fabrikasıydı. Yerel halkın çimento fabrikasına karşı bilinçli ve kararlı duruşu toplantıya katılan herkesi çok etkiledi. Aslında toplantı sırasında konuşmacılardan yerel yöneticiler, halk ve basın elemanlarına kadar herkesin inancı, heyecanı ve coşkusunu duymamak, onlara katılmamak imkansızdı.
Toplantının konuşmacıları dört bilim adamıydı:
• Doç.Dr. Tanay Sıdkı Uyar (Marmara Üniversitesi, Makine Mühendisliği)
• Prof. Dr. Osman İnci (Trakya Üniversitesi eski Rektörü)
• Prof. Dr. Emre Aysu (Yıldız Teknik Üniversitesi Rektör Yardımcısı)
• Prof.Dr. Cemil Cangir (Tekirdağ Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Toprak Bölümü Başkanı)
Doç.Dr. Uyar'ın "Kirli Yatırımların Hesaba Katılmayan Toplumsal Maliyetleri" başlıklı konuşmasına maalesef yetişemedik. Ancak devamında Prof.Dr. İnci, Trakya Üniversitesi tarafından hazırlanan Trakya Bölgesi Ergene Havzası Çevre Düzeni Planının (1/100.000) hayata geçirilmesinin önemini vurgulayan bir konuşma yaptı. Ergene Havzası'nın Trakya'nın su çanağı olduğuna dikkat çekerek yerel halkın kararlı duruşuna destek verdi. Planda olmamasına karşın üç termik santralin planlandığı Trakya'nın (ve İstanbul'un) insan dahil çevre sağlığını korumak için;
i) İstanbul'a sanayi yatırımlarının ve göçün durdurulması,
ii) Yatırımların ülkenin az gelişmiş bölümlerine yönlendirilmesinin şart olduğunu anlattı.
Ergene Havzası Çevre Düzeni Planı'nın (EHÇDP) hazırlanmasında görev alan Prof. Dr. Aysu, bu planın “Trakya'nın Anayasası” niteliği taşıdığına işaret etti. Trakya Üniversitesi tarafından hazırlanan bu plandan sonra Çevre ve Orman Bakanlığı, Trakya Kalkınma Birliği (TRAKAB) ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Metropoliten Planlama ve Kentsel Tasarım Merkezi'nin (İMP) işbirliğinde hazırlanmakta olan Ergene Havzası Çevre Düzeni Planı (1/25.000) çalışmalarından bahsetti. İstanbul'dan Trakya'ya yollanan sanayi (tekstil, kimya ve ağır metal) ile Trakya'nın can damarlarından Ergene Nehri'nin kirletildiğini hatırlatarak hazırlanmakta olan plan ile Trakya'da sanayinin daha da yoğunluk kazanacağını hatırlattı.
Prof. Dr. Cangir ise Trakya Üniversitesi EHÇDP'nin hazırlıkları sırasında yapılan araştırmaları ve elde edilen bilimsel verilerin plana nasıl uygulandığını aktardı. Ergene Havzası'nın %70'inin değerli tarım toprağı olduğunu vurguladı. Üniversitenin özenle hazırladığı plana rağmen İMP tarafından hazırlanan planın Trakya için bir hata olacağına işaret ederek uygulanmasının yaratacağı sorunlardan bahsetti.
Sonuç olarak, toplantıda konuşmacılar ve yerel halk sanayileşme, plansız ve kontrolsüz yatırımlar nedeniyle büyük bir tehlike ile karşı karşıya bulunan Trakya temiz su kaynaklarının koruma altına alınması gerektiğine dikkat çektiler. Aksi takdirde, yakın bir gelecekte başta Ergene Havzası olmak üzere, Trakya'nın içecek suyunun kalmayacağının altını çizdiler. Böyle bir toplantı, su kullanımı ve aynı oranda temiz su kaynaklarına ihtiyacın büyük bir hızla arttığı günümüzde çok daha önem ve anlam ifade etmektedir.
Bu toplantıdan iki gün sonra (24 Mart 2008), Trakya Kalkınma Birliği (TRAKAB), Çevre ve Orman Bakanlığı ve İMP tarafından yürütülen EHÇDP (1/25.000) çalışmaları kapsamında Edirne'de ilk kamuoyu bilgilendirme toplantısı yapıldı. Planlama çalışmalarının geldiği aşama ve şimdiye kadar elde edilen sonuçlar hakkında bilgi verilen bu toplantının benzerleri Kırklareli ve Tekirdağ'da da tekrarlanacak. Edirne'deki ilk toplantıda doğal olarak Trakya Üniversitesi tarafından hazırlanan EHÇDP ile halen üzerinde çalışılan plan arasındaki bağlantı ve birbiriyle uyumlaştırılması konusu uzun uzun tartışıldı. Dünyanın pek çok ülkesinde olduğu gibi, Türkiye'de de içme su kaynakları, uluslar arası öneme sahip sulak alanlar ve kıyılar gibi nadir habitatlar çeşitli kanunlarla koruma altındadır. Türkiye'nin de taraf olduğu bazı uluslar arası sözleşmeler bu amaçla imzalanmıştır. Örneğin,
i) Bern Sözleşmesi, nadir bitki ve hayvan türlerinin doğal yaşam alanlarıyla birlikte korunmasını amaçlar.
ii) Ramsar Sözleşmesi, uluslar arası öneme sahip sulak alanların korunması ve sürdürülebilir kullanımını amaçlar.
Bazı ülkelerde maden ve taş ocağı işletmeciliği, orman kesimi ve akarsu yataklarının değiştirilmesi gibi doğaya zarar veren girişimler çok sıkı bir kontrol altındadır. Örneğin İngiltere'de çeşitli ulusal kanunlarla (Yaban Hayatı Koruma Kanunu ve Çevre Koruma Kanunu vb.) doğadan herhangi bir bitkinin toplanması, çevre kirliliği ya da genetiği değiştirilmiş organizmalar mutlak koruma ve kontrol altındadır.
Buna karşın Türkiye'de tersine bir gidiş söz konusudur: Mevcut doğa ve çevre koruma kanunları ve sözleşmeleri son yıllarda çıkarılan turizm teşvik ya da maden kanunlarıyla adeta sabote edilmiştir. Bu nedenle, yerel halkın kendi doğal yaşam alanlarındaki bu tür yatırımlar ya da madencilik girişimlerine karşın çevre sağlığı ve haklarını savunmaları çok önemlidir. Bu açıdan Kırklareli ve Edirne'de katıldığımız yerel toplantılar çok güzel örnekler olarak karşımıza çıkmıştır. Kırklareli, Vize'deki toplantıyı düzenleyen MARÇEP, TÜRÇEP ve ADD Vize Şubesine tebriklerimizi sunuyoruz. ÖBANET kapsamında bu sivil toplum kuruluşları ve Ergene Havzası'nda yaşayan yerel yönetici, halk ve diğer ilgi gruplarıyla EHÇDP'nin uygulanması ve korunarak kullanılması konusunda işbirliği yapmak dileği ve ümidiyle.